Bridge to Terabithia (2007)

Yazar: Sponge Kid

19.01.2023

Bridge to Terabithia, Türkçe adıyla Terabithia Köprüsü ; kategorilendirilmiş olduğu çocuk kategorisine rağmen her yaştan insanın kendinden bir parçaya rastlayabileceğini, kaybettiği bazı şeyleri tekrardan anımasayabileceğini düşündüğüm bir film.Bu film bana göre bazı yerlerinin işlenişi gerçekten çocuklara, bazı yerlerinin işlenişi ise gerçekten her yaşa itham edebilecek düzeyde gelmiştir her zaman.Filmin duygusal boyutuna daha sonra ineceğiz ancak öncelikle aşağıda sizlere filmin SPOILER içerecek bir şekilde, yapılabilirse analizli bir şekilde özetini yapmaya çalışacağım.

Film Jess Aarons adlı karakterin oldukça yıpranmış durumda olan ayakkabılarını evlerinin girişine atıp içeri girmesiyle başlar.İçerde kalabalık ailenin getirdiği özelliklerden olan oldukça kaotik bir ortam hakimdir.Durumlarının da iyi olmadığını anne ve babalarının yaptıkları ay sonu hesaplamalarından, annesinin eski ayakkabısını atması sonucu Jess’in ablasının ayakkabısını giymesinden ve evin eski görünüşünden anlayabiliyoruz.Tüm bunların sonucunda Jess’in diğer kardeşlerinde de olduğu gibi yeterince ailesi tarafından ilgi göremediğine ulaşabiliriz.Bu analizler bizi karakterimizin (Jess) kendini gerçek dünyadan soyutlayabildiği kadar soyutlayıp (soyutlayabildiği kadar diyorum çünkü ailesine karşı sorumlulukları olan bir genç olduğunu babasının verdiği görevlerden anlıyoruz.) hayal gücüne yatırım yapan birisi olduğu sonucuna ulaştırıyor.Farklı bir açıdan bakacak olursak şimdiye kadar arkadaşı olmadığı için hayal gücünü besleyen en güçlü etmen yetenekli bir şekilde resim yapabiliyor olması.Şimdi hikayede ilerlemeye devam edelim ve Jess’in okula gittiği ve ana karakterlerimizden bir diğeri olan Leslie Burke ile tanıştığı güne gelelim.
Şimdi buraları biraz daha yüzeysel geçeceğim çünkü film hakkında saniyesi saniyesine düşüncelerim olsa da fazla sıkıcı olmamasını istiyorum.
Jess ve Leslie’nin ilk tanışması okulun düzenlediği koşu yarışında olur.Jess o zamanlarda daha içine kapanık bir çocuktur ki bunlarda okulda ve serviste uğradığı çocukça zorbalığın da sebep olduğu aşikârdır.Leslie koşu yarışına başlarken okuldaki birkaç zorbanın (aslında adları önemli ancak buna sonra geleceğiz.) kız olması dolayısıyla koşu yarışında onlara katılamayacağını söyleyen bazı sözlere maruz kalır ve Jess zorbalara cevap vererek Leslie’yi orada bir nevi korur.Bunun üzerine koşu yarışını yenen Leslie , Jess’e karşı bir yakınlık hisseder ve yerde dinlenmekte olan Jess’e kalkması için elini uzatır ancak bu davet cevapsız kalır.Bunu Jess’in yenilmemeyi istemesine bağlayabiliriz.Okul’un sona ermesiyle beraber karakterlerimiz okul servisine biner ve aynı yerde inerler.Yani komşulardır.Bu da arkadaşlıklarını pekiştirmeleri açısından güzel bir avantajdır.Bize gösterilen ikinci okul gününde (hemen ertesi gün mü bilemiyoruz çünkü film belirli bir zaman diliminde oluşturulmamış.) sınıfta olan bir muhabbetten dolayı Leslie’nin evinde televizyon olmadığını ve bundan dolayı az önce bahsettiğimiz aynı zorbalar tarafından bir zorbalığa uğradığına şahit oluyoruz.İkisinin de zorbalığa uğraması ve ikisinin de hayal gücünün güçlü olması, okuldan sonra evlerinin yakınındaki bir yerde hayal güçlerinin getirdiği oyunlar oynamalarına bundan dolayı da birbirlerini zamanla yakın arkadaş olarak görmelerine sebebiyet vermiştir.
Bundan sonra iki yakın arkadaş olan Jess ve Leslie beraber evlerinin yakınında ormanlık bir yer keşfeder ve hayal güçlerince zamanla burayı bir krallık olarak görmeye başlarlar.Bu krallığın adı Terabithia’dır ve buraya tek geçiş yolu bir ağaçtan sallanan bir ip ile dereden karşıya geçmektir.Buradaki yaratıklara da okuldaki zorbaların adını verirler ki bu da bir çocuk psikolojisi için oldukça normaldir.Her gün okul sonunda Terabithia’ya gidip oyun oynar, orayı hayal güçlerinde mükemmel bir yer haline getirirler.İlk başlarda Jess, Leslie kadar kolay bir şekilde bu oyuna ayak uyduramasa da Leslie sayesinde onun da hayal gücü gelişir ve artık bazı şeyleri görmekte zorlanmamaya başlar.Bu süre zarfında arkadaşlıkları oldukça ilerler ve birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenirler.İkisinin de kendince sorunları vardır, Leslie bir yazar olan annesi ve babası yoğun bir şekilde çalıştığı için ilgiye muhtaçtır, Jess ise kalabalık ve ekonomik olarak sıkıntılı bir aileden dolayı.Bu süreçte birbirleriyle bu açığı olabildiğince kapatırlar.Ama her şey toz pembe değildir, babası Jess’e bazı zamanlarda gerçek dünyaya dön gibi söylemlerde bulunur ve zamanla kendini daha çok dünyaya açan Jess’in hayalleri yıkılır.Ancak her zaman yanında bulunan Leslie sayesinde tekrardan inancını kaybetmez.

Bir gün okuldaki müzik öğretmeni Jess’in resim yeteneği fark eder ve birkaç gün sonra Jess’i müzeye çağırır.Jess kabul eder ve müzeyi gezmeye başlarlar.Müzeden eve geldiğinde evdeki herkesin onu telaşlı bir şekilde beklediğini görür.Jess ailesine ne olduğunu sorar ve en sonunda o yıkıcı haberi duyar.O müzedeyken Leslie o iple karşıya geçmeye çalışmış ancak ip kopmuş ve başını çarparak derede boğulmuştur.Bunu duyan Jess inanmak istemez.Günler geçer ancak bir tarafı bunun doğru olduğunu bilse de yine de inanmak istemez.Çünkü böylesi daha kolaydır.Onu her şeye ama her şeye inandırabilecek tek kişi artık hayatta değildir.Bu kabul edilemez bir şeydir.Jess, Leslie gittikten sonra bir kez daha Terabithia’ya gider ve ancak orada kabullenebilir.Leslie gitmiştir artık.Jess bu sefer gerçekten yıkılır, babası gelip Jess’i teselli eder.Jess müzeye Leslie’yi de çağırmadığı için kendini suçluyordur.Ancak babası orada Jess için şu sözleri söyler:
“Buraya geldiğinde sana beraberinde özel bir şey bıraktı değil mi? Buna sımsıkı sarılmalısın, onu ancak bu şekilde hayatta tutabilirsin.”,
Bu sözler çok şey ifade eder.Bu sözlerden Jess’in anladığı kadarı ise Terabithia’yı,Leslie’nin ona bıraktığı şeyi, yaşatması gerektiğidir.Bunun üzerine Jess gider ve Terabithia’ya geçiş için sağlam bir köprü yapar ve oraya küçük kardeşi May Belle’i götürür.Çünkü bir kişinin hatıralarındansa iki kişinin hatıraları daha güçlüdür, daha yenilmezdir.

İşte böylece filmin hafif analizli bir şekilde özetini bitirdik.Biraz da genel filmin hissettirdikleri ve çağrışımları adına konuşacak olursak.Filmin ana temasının hayal gücünün önemi ve bunu kiminle beraber hayal ettiğinin önemi diyebiliriz.Tabii ki bu çok basitçe bir tespit olur.Mesela bu film aynı zamanda bazı replikleriyle kendin olmanın önemini de bize gösterir.İşte Jess ve Leslie arasında geçen bununla ilgili bir replik:
J: Baban nerede çalışıyor?
L: Evde. Aynı annem gibi.
L: İkisi de yazar.
J: Yazar mı?
J: Ne yazıyorlar?
L: Kurgu roman.
J: Şimdi seni anlıyorum.
L: Nasıl yani?
J: Şey, kafandan uydurmayı seviyorsun.Senin annen baban da geçimini bu şekilde sağlıyor.
L: Hırdavattan anlar mısın?
J: Hayır. Niye sordun?
L: Şey, baban nalbur dükkanında çalışıyor.
J: Pekala.
L: Demek istediğim sen kimsen osun…
anne ya da baban değil.

Jess Aarons: Jess’i filmin başlarında içine kapanık, hayal gücünün yaşadığı ortamdan gelen gerçekliğe teşvikten dolayı kısıtlandığı, resim yapmayı oldukça seven ancak çizdiklerini kendine saklayan bir çocuk olarak görürüz.Ancak Leslie onu bu dünyadan çekip çıkaracak, Jess’e sahip olmadığı yeni özellikler kazandıracaktır.

Leslie Burke:  Leslie, oldukça atılgan,kendine güveni yüksek, cesur ve hayal gücü geniş bir çocuktur.Hislerini paylaşmaktan çekinmez, etrafındakileri de teşvik etmekten kaçınmaz.Yazmayı oldukça sever ve hayal gücüyle yazma yeteneğini birleştirdiğinde ortaya çok güzel metinler çıkarır.
İşte filmde bizimle paylaşılan ve benim de oldukça güzel bulduğum Leslie’nin yazdığı bir kompozisyon:
“I’m moving gently forward,
over the wild and beautiful,
unexplored world below me.
I’m floating in silence,
and breaking it up
with the sound of my breath.
Above me, there’s nothing
but shimmery light,
the place where I’ve come from,
and will go back to
when I am done here.
I’m diving.
I’m a scuba diver.
I’m going deeper past
the wrinkled rocks and dark seaweed
toward a deep blueness
where a school of silver fish waits.
As I swim through the water,
bubbles burst from me,
wobbling like little jellyfish
as they rise.
I check my air.
I don’t have as much time
as I need to see everything,
but that is what makes it so special.”

Aynı zamanda ana karakterler dışında bir karaktere de değinecek olursak, başta bahsettiğim zorbalardan biri olan Janice Avery’e de değinebiliriz.

Janice Avery: Janice bir zorbadır.Ancak çoğu filmde değinildiği gibi bu filmde de her şeyin göründüğü gibi olmadığına işaret edilmiştir.Bir gün Janice’in kızlar tuvaletinde ağladığını duyan Leslie, içeri girer ve Janice ile dertleşir.Buradan Janice’in aile içinde düzen olmadığını ve babası tarafından şiddete uğradığını öğreniriz.Böyle de Janice’in evde gördüğünü okulda uyguladığı fikrine ulaşabiliriz.Ancak sanki Leslie Janice’i ilk defa gerçekten dinleyen insanlardan biriymiş gibi Janice bu konuşmadan sonra zorbalık yapmayı bırakır.Janice Avery’i filmin sonunda Jess’in hayal gücüne dahil olmuş, Terabithia’daki bir dev halinde görürüz.

İşte buradan filmin verdiği bir mesaj daha ortaya çıkar.İlginin ve ilgisizliğin insanlara neler yaptırdığı.Bu film aslında çok yönlüdür.Filmde bulunan herkes hakkında bir fikir edinebileceğiniz bir şekilde tasarlanmıştır.Bu yüzden de sadece ana karaktere yönelen filmlerden oldukça farklıdır.Bu yazıda filmi kendi analizlerimle ve bakış açılarımla görmenizi istedim, umarım amacıma ulaşabilmişimdir.